🔮 Dünyayı Ikiye Bölen Cam Filmi
Yarattığı gizemli atmosferi ve bilinmezlik öğeleriyle birçok kişiyi merakla ekran başına kilitleyip, ortaya attığı teoriler ve soru işaretlerine cevap vermeden final yapan Lost izleyiciyi ikiye bölmüştü. Ortaya atılan teoriler ve gösterilen detaylarla daha büyük bir sonuç beklentisine girmişken dizinin ilk bakışta araf
Aşağıda verilen boşlukları doğru olacak şeklide doldurunuz. Dünya kendi ekseni etra
DXwmslh. Dünya henüz koronavirüs salgınını sona erdirecek bir yol bulamamışken bilim insanlarından korkutan bir uyarı daha geldi. Uzmanlar koronavirüsün mutasyona uğradığını ve bu yeni formunun şu an görülenden 10 kat daha bulaşıcı yani 10 kat daha tehlikeli olduğunu açıkladı. Haber Giriş Tarihi 1130 Dünyayı ikiye bölen gelişme... Koronavirüs mutasyona uğradı Dünya henüz koronavirüs salgınını sona erdirecek bir yol bulamamışken bilim insanlarından korkutan bir uyarı daha geldi. Uzmanlar koronavirüsün mutasyona uğradığını ve bu yeni formunun şu an görülenden 10 kat daha bulaşıcı yani 10 kat daha tehlikeli olduğunu açıkladı. Koronavirüs salgını tüm dünyaya yayılmış durumda ve her geçen gün artan vaka ve ölüm sayıları tüm insanlığı korku içinde yaşatmaya devam ediyor. Gelen son verilere göre dünya genelinde Covid-19 vaka sayısı 22 milyon 50 bin 472'ye ulaştı. Vakaların en fazla görüldüğü ABD'de 5 milyon 612 bin 27 kişi Covid-19'a yakalandı. ABD'yi 3 milyon 363 bin 235 vakayla Brezilya ve 2 milyon 701 bin 604 vakayla Hindistan takip ediyor. Dünyanın birçok ülkesinde Covid-19'a karşı aşı geliştirme çalışmaları devam etse de henüz ortada somut bir sonuç yok. Rusya'nın geçen hafta açıkladığı Sputnik V adlı aşıya sağlık otoriteleri temkinli yaklaşıyor. Dünya dört gözle koronavirüsü yok edecek bir ilaç ve aşı beklerken bilim insanlarından gelen son haber yine korku yarattı. Bilim insanları Covid-19'un mutasyon geçirmiş hali olan D614G'nin koronavirüsten çok daha tehlikeli olduğunu açıkladı. D614G'nin daha tehlikeli olma sebebi ise Covid-19'dan tam 10 kat daha hızlı bulaşabiliyor olması. Malezya Sağlık Bakanlığı Sars Cov 2'nin bir mutasyonu olan ve Covid-19'a yol açan D614G'yle ilgili önemli bir açıklama yaptı. Buna göre ülkede Hindistan'dan döndükten sonra 14 günlük karantina kuralına uymayan bir lokanta sahibinin hastalığı bulaştırdığı 45 kişinin en az üçünde D614G mutasyonuna rastlandı. D614G mutasyonuna ilk olarak şubat ayında Avrupa'da rastlanmış, daha sonrasındaysa tüm dünyada test için alınan sürüntü örneklerinde görülmüştü. Bilim insanları tarafından bu mutasyonun virüse küresel çapta yayılmaya sebep olabilecek bir biyolojik üstünlük sağladığı düşünülüyor. Sars Cov 2, Covid-19'a yol açan virüslerin genel ismi. D614G ise mutasyona uğramış ve virüsün hücrelerde daha kolay tutunmasını kolaylaştıracak şekilde sivrilmiş hali. Amerikan basınında çıkan haberlere göre, ABD'nin Florida eyaletinde Scripps Araştırma Enstitüsü'nde görevli uzmanlar, laboratuvarda yapılan çalışmada "D614G" ismi verilen mutasyonun, Kovid-19'un yüzeyindeki "fonksiyonel sivri uçların" sayısını büyük ölçüde artırdığını açıklamıştı. Virologlar da D614G mutasyonuna sahip virüslerin, bu mutasyona sahip olmayanlardan daha bulaşıcı olduğunu tespit ettiklerini söylemişti. Virüse "taç" görünümü veren bu sivri uçların, Kovid-19'un insan hücrelerine bağlanmasını sağladığını vurgulayan uzmanlar, D614G mutasyonu nedeniyle virüsün fonksiyonel sivri uçlarının sayısı veya yoğunluğunun 4 ya da 5 katına çıktığını açıkladı. Sars Cov 2, koronavirüs salgını Aralık 2019'da başladığından beri birçok kez mutasyona uğradı. Ancak bunlardan sadece biri, D614G, virüsün davranışını değiştirerek bilim insanları tarafından tespit edildi. Uzmanlar bu mutasyonun Vuhan'daki ilk vakalardan bir süre sonra, muhtemelen İtalya'da gerçekleştiğini düşünüyorlar. Yapılan son çalışmalara göre temmuz ayı itibarıyla dünyadaki vakaların %97'si artık bu mutasyona sahip durumda. Dr. Bette Korber'a göre bu mutasyon artık dünyanın her yerine yayıldı. Hatta salgının başlangıç noktası olan Çin'de bile bu durum gözlemleniyor. Korber, bir noktada covid-19'un mutasyonsuz hali ve D614G bir arada görüldüğünde bu yeni mutasyonlu virüs üstünlüğü ele alıyor. Dr. Korber'a göre D614G mutasyonu o kadar yaygın ki artık yeni salgın D614G haline gelmiş durumda. Ancak bu korkutan bulaşıcılık oranına rağmen tüm haberler kötü değil. Koronavirüsün D614G mutasyonu çok daha bulaşıcı olmasına rağmen çok daha 'öldürücü' değil. Bilim insanları bu mutasyona sahip Covid-19 vakalarıyla olmayan vakalar arasında daha öldürücü olması adına bir bağ kurmadı. Hatta Singapur Üniversitesi'nden bilim insanlarına göre bu mutasyon bulaşma hızını artırırken öldürücü olmaktan uzaklaşıyor bile olabilir. bu da uzmanlara koronavirüse çare bulmak için zaman kazandırabilir. Peki D614G mutasyonu aşı çalışmalarını etkileyecek mi? Bu en kritik sorulardan biri olmaya devam ediyor. Uzmanlar geçirdiği değişikliğe rağmen D614G mutasyonunun var olmasının devam eden aşı çalışmalarına etki etmeyeceği görüşünde. D614G, aşılarda kullanılacak antikor çalışmalarını etkilemiyor. Sadece virüsün viral yükünü artırarak vücutta tutunmasını kolaylaştırıyor. Bilim insanları bu durumda geliştirilecek Covid-19 aşılarının D614G mutasyonuna sahip Covid-19 hastalarında da işe yarayacağını ve virüsü ortadan kaldıracağını düşünüyorlar.
Yaz aylarının gişe rekortmeni adayı, merakla beklenen Christopher Nolan’ın TENET’i nihayet vizyonda… Pandemi döneminde izleyiciyi sinema salonlarına çekecek kurtarıcı’ gözüyle bakılan Tenet’, eleştirmenleri ikiye bölen film oldu. Filmi özgün fikirli, yaratıcı, yenilikçi Nolan’ın uzmanı olduğu zaman yolculuğu’ konusunda yeni bir başarısı olarak karşılayanlar da oldu, beklentilere cevap vermediğini düşünüp, filmi soğuk, hazmı zor, geveze bulanlar da. Tenet’ İngiliz yönetmenin önceki bilimkurgu filmleri seviyesinde, özgün fikirler üreten derin’ bir film değil. Yaz aylarının gişe rekortmeni adayı, pandemi yüzünden 1,5 ay rötarla vizyona giren, izleyiciyi sinema salonlarına çekecek kurtarıcı’ gözüyle bakılan Tenet’, eleştirmenleri ve izleyicileri ikiye bölen film oldu. Günümüzün en yaratıcı yönetmenleri arasında gösterilen Christopher Nolan’ın bu son filmini, özgün fikirli, yenilikçi, görselliğiyle öne çıkan sinemasının kaliteli bir ürünü olarak karşılayanlar da çıktı. Filmi yenilik getirmeyen, bildik konusuyla fazla geveze, hazmı zor, karmaşık entrikasıyla, neler olup bittiğinin tam olarak anlamanın mümkün olmadığını söyleyenler de oldu. Beklenti çıtasını yükseğe çıkarmayın Tenet’i beklenti çıtasını çok yükseklere çıkarmadan izlemek şart. Yoksa benim gibi bir Nolan hayranı olarak, yönetmenin benzer konulardaki geçmişteki başarılara güvenip, hayal kırıklığına uğramak kaçınılmaz. Ancak filmin teknik konulardaki ustalık gösterisi için izlenmeyi hak ettiğini teslim etmek şart. Nolan kariyerinin ikinci filmi Akıl Defteri / Memento’yu doğrusal olmayan, sondan başa doğru ilerleyen bir kurgu ile anlatmıştı. Bu kurgu, anlatıcının gerçek zamanlı’ hikâyesiyle iç içe geçiyordu. Tenet’in senaryosundaki gelecekle geçmişi birleştiren karmaşık entrikasını çözmek zor. Senaryodaki zamanı tersine çeviren, zaman kıskacı’ operasyonlarıyla, zaman’ fantezileriyle , zaman evirme’ teknolojileriyle ilgili savlar inandırıcı olmaktan uzak. Ben Başlangıç / Inception’u 2010 3 - 4 kere izledim. Bilinçaltının derinliklerindeki değerli sırlara ulaşma becerisi olan bir hırsızın soygun macerasını izlerken, her seferinde yeni şeyler keşfetmenin keyfini yaşadım. Kafa karıştırıcı Tenet’ bende filmi ikinci kez izleme, anlatılan hikâye üzerine yeni ayrıntılar keşfetme arzusu uyandırmadı. Nolan ile zaman yolculuğu Nolan’ın filmografisi incelendiğinde yönetmenin zaman yolculuğu konusunda özgün fikirler ürettiğini görmek mümkün. Akıl Defteri / Memento’2000, Başlangıç/ Inception’2010,Yıldızlararası / Interstellar’2014 gibi filmleriyle bilimkurgu türüne yenilik katan, özgün fikirler üreten bir yönetmen olan Christopher Nolan, son filmi Tenet’te dünyanın yok oluşunu engellemeye çalışıyor. Hoş, dünyayı kötülerden kurtarma fikri yeni bir şey değil. Ian Fleming’in kahramanı James Bond bunu 60 yıldır yapıyor. Kimi eleştirmenler İngiliz yönetmenin Tenet’ini James Bond casus filmlerine saygı duruşu olarak karşıladı. Filmin zamanla ilgili metafiziksel bir yansıma olduğunu iddia edenler de oldu. Tenet’, Nolan’ın önceki bilimkurgu filmleri seviyesinde, özgün fikirler üretebilen derin’ bir film değil. Nolan bu bilimkurgu aksiyon filminde izleyicisini, tıpkı James Bond filmlerinde olduğu gibi, dünyanın gizemli şehirlerine götürüyor Kiev Ukrayna, Talin Estonya, Riga Letonya, Agra Hindistan, Oslo Norveç, Kopenhag Danimarka. Casusluk komplosu bilmecesini çözmeye çalışırken yolumuz İngiltere, İtalya ve ABD’den de geçiyor. Yolunu şaşıran yalnız seyirci olmuyor. Nolan da uzun yıllardır üzerinde çalıştığı senaryo yazılımında yolunu kaybediyor. Zorlama hikâyeleri ve zamansal meseleleriyle, bünyesinde sayısız zaaf barındıran bu kafa karıştırıcı senaryo Tenet’in yumuşak karnı olmaktan kurtulamıyor. Tenet’, konusunun özetlenmesi güç olan filmlerden. Film Ukrayna’nın başkenti Kiev’in dev bir konser salonunda adam kaçırma amaçlı bir baskınla başlıyor. Bu beş dakikalık müthiş teknik gösteride, John David Washington’un canlandırdığı Amerikalı gizli ajan The Protagonist’in başkahraman dünyanın yok oluşunu engellemeye çalışan bir CIA mensubu olduğunu öğreniyoruz. Gelecekten gelen bir teknolojiyle dünyanın sonunu getirmeyi aklına koyan, ölümcül bir kanser hastalığının pençesindeki Rus oligark Andrei Sator’u Kenneth Branagh durdurmaya çalışan Protagonist’e, attığı her adımdan haberdar olan zeki, becerikli casus Neil Robert Pattinson yardım etmektedir. İkili, Sator’un eziyet ettiği, çocuğunu göstermediği İngiliz karısı Kat’e Elisabeth Debecki de yardım etmektedir. Filmin yumuşak karnı senaryosu Gerçek zamanın ötesinde bir yerde uluslararası bir casusluk görevini yerine getirmeye çalışan Protagonist, 3. Dünya Savaşından daha büyük bir tehlikeyi durdurmaya, tüm dünyanın ayakta kalmasına çalışırken, üstlendiği görev ile kendisini bir zaman yolculuğunun içinde bulur. Gizemli Hint kadın silah satıcısı Priya karakteri senaryoya egzotizm katmak için ilave edilmiş. Filmin kötü adamının, Soğuk Savaş dönemi filmlerinde olduğu gibi, bir Rus olması, Nolan’a yakışmayan bir klişe. Cristopher Nolan çizgi dışı filmleriyle izleyicisinden beklentileri olan bir sinema adamı. Tenet’te bu beklentiler tavan yapmış. Filmin karmaşık konusunu çözmeye kafa yormayıp, bir görsel şölen niteliğindeki aksiyon sahnelerinden keyif almak isteyen türün meraklıları, filmden büyük keyif alacaklar. Oslo havaalanındaki devasa kargo uçağına iki kahramanımızın yaptıkları manipülasyon sekansında gerçek bir Boeing 747 kullanılmış. Protagonist ve Neil’in ele geçirdiği, kendilerini yere atarak terk ettikleri ve otomatik kontrole bağladıkları uçak havaalanındaki binaların birine çarpıyor, büyük hasar verdikten ve yangına sebebiyet verdikten sonra durabiliyor. Otoyolda geçen takip sahneleri, önceki aksiyon filmlerinde rastlayamadığımız olağanüstü bir teknikle çekilmiş. Çılgın bir süratle geri geri gidebilen otomobiller, dört TIR’ın kıskaç altına aldığı seyir halindeki kamyon sekansları gerçek birer ustalık gösterisi. Bu becerilerin arkasındaki isim, İsviçreli-Alman görüntü yönetmeni Hoyte Van Hoytema. Usta kameraman önceleri Yıldızlararası’ 2014 ve Dunkirk’ 2017 filmlerinde Christopher Nolan ile birlikte çalışmıştı. Oyuncu kadrosuna gelince... John David Washington 36 Spike Lee’nin BlacKkKlansman’ından sonra bu prestijli filmde de başrol için davet alması kendisini siyahi aktörler arasında Hollywood’un yükselen değeri yapıyor. Denzel Washington’un oğlu olan aktör zor rolünün altından kalkmayı başarıyor. Neil’i oynayan Robert Pattinson 34 her ünlü yönetmenin filminde oynatmak istediği önemli bir oyuncu olduğunu tekrar kanıtlıyor. Polonyalı bir baba ve Avusturyalı bir annenin kızı olan Elisabeth Debecki 30 Tenet’te kariyerinin en önemli rolünü oynuyor. Tiyatro ve sinemanın ünlü Shakespeare aktörü Kenneth Branagh 60 Dunkirk’ten sonra Nolan ile tekrar birlikte çalışıyor.
Bugün 19 Kasım Dünya Tuvalet Günü. Birleşmiş Milletler, 2013 yılında ilan ettiği günle herkesin sağlıklı tuvalete ulaşmasını amaçlıyor. Dünyanın bir köşesinde normal karşılanan tuvalet alışkanlıkları ise bir başka yerdekileri çok şaşırtabiliyor. Haber Giriş Tarihi 1158 Çok sayıda Batı ülkesinde, tuvalette temizlenme yönteminin, yıkanmak yerine silinmek olması dünyanın birçok yerindekileri hayrete düşürüyor. Su, kağıttan daha iyi temizliyor. Tuvalette suyla temizlenmeyi tercih edenler şu soruyu soruyor "Elinize bulaşan çikolatalı pudingi sadece peçeteyle mi temizlerdiniz?" Ayrıca tuvalet kağıtları, Antik Yunanların kullandığı seramik parçaları ya da Amerika'ya ilk ulaşan Avrupalıların kullandığı mısır koçanları kadar sert olmasa da, suyun en yumuşak kağıttan bile daha az aşındırıcı olduğu kesin. Birçok ülkenin vatandaşı, çok uzun süredir tuvalete yaptıkları ziyaretleri suyla sonlandırıyor. Ayrıca bu durum sadece Batılı olmayan ülkeler için geçerli değil. ABD ve İngiltere de dahil, dünyanın büyük kısmı ise hala tuvalet kağıtlarına bağımlı. İslami öğreti, temizlik için su kullanımı tavsiye ettiğinden, çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu ülkelerde hala su tercih ediliyor. Su mu, kağıt mı tartışmasıyla yakından ilgilenen biri de, tuvalete karşı kültürel ve tarihi tutumları araştıran, Avustralya hükümetinden proje müdürü Zul Othman. Othman'ın araştırması, bazı Müslüman Avustralyalıların Batı tarzı tuvaletlere adapte olduklarını ve hem tuvalet kağıdı hem de bir maşrapa kullandıklarını gösteriyor. Ancak bu temizlik anlayışı, sadece Müslümanlarla sınırlı değil. Mumbaili veri mühendisi Ashtha Garg, son iki yıldır San Fransisco'da yaşıyor ve tuvaletine bir tas alabilmek için aramadık yer bırakmadığını anlatıyor. Nihayetinde aradığını, bir Hintlinin dükkanında bulmuş. "Bazı Hintliler, tuvalet kağıdına uyum sağlamış, ancak benim gibi bir çoğu, hala suyu tercih ediyor" diyor ve ekliyor "ABD'de bir Hintli arkadaşımı her ziyaret ettiğimde, tuvaletinde ya bir plastik su şişesi ya da maşrapa olduğunu bilirim." Bu arada Othman, Batılıların hep bir tür kağıt kullanma ısrarının kendisini şaşırttığını anlatıyor. İngiltere'nın Sheffield kentinde tuvalet kağıdı biten bir sınıf arkadaşı, sonunda 20 sterlinlik bir banknotla temizlenmiş. Oturmak mı, çömelmek mi? Anatomik olarak çömelmek daha iyi ve açı dışkının daha rahat çıkışını sağlıyor. Bağırsak hareketleri daha hızlı oluyor ve daha az ıkınılıyor. KANAKBBC Türkçe
Birçok insanın 'Yanny mi, Laurel mi' diye kavga ettiği, niye kimisinin 'Yanny', kimisinin 'Laurel' diye duyduğu konusunda akademik çalışmaların yapıldığı kayıttaki sesin sahibi ortaya çıktı Şarkıcı ve oyuncu Jay Aubrey Jones 64. 2007 yılında sanal sözlük için ss kayıtları yaptığını belirten Jones, ''Ben 6 aylık bir süre içerisinde internet sitesi için kelime kaydettim. Sesimin sosyal medyada bu kadar büyük bir tartışma yaratacağını tahmin etmezdim'' dedi. Bilimsel çalışmaların ortaya koyduğu gibi kendisinin 'Laurel' demesine karşın genelde 'Yanny' diye duyulduğunu teyit eden Jones, kendisinin de kaydı dinlediğinde 'Laurel' diye duyduğunu söyledi. Oyuncu-şarkıcı, bunun farklı şekilde duyulmasını ''Bence insanların dinlemeyi yaptığı bilgisayarlar ve diğer cihazlarla, sesin nasıl bir işlemden, süreçten geçtiğiyle ilgili bir şey'' diye açıkladı. Diğer Dünyadan Haberler için tıklayın
dünyayı ikiye bölen cam filmi